top of page

Çocuklarda beslenme seçiciliği: “Yemiyor” değil, belki de bedeni hâlâ güvenmiyor

Bir çocuk sofraya oturur. Tabakta makarna vardır, yoğurt vardır, köfte vardır, annenin içinden geçen bütün iyi niyet vardır. Ama çocuk başını çevirir. Kaşığı görünce dudaklarını kapatır. Pütürlü bir şey ağzına değdiğinde öğürür. Yeni bir yiyeceği koklamadan reddeder. Bazen yalnızca beyaz yiyecekler ister. Bazen sadece çıtır şeyler yer. Bazen aynı marka, aynı tabak, aynı kaşık, aynı kıvam olmazsa yemek masası bir anda savaş alanına döner.

Beslenme seçiciliği nedir?

Dışarıdan bakan biri için bu tablo çok kolay açıklanır: “Naz yapıyor.” “Acıkınca yer.” “Çok yüz vermişsiniz.” “Zorla yedirin, alışır.” “Bizim zamanımızda böyle şeyler yoktu.”


Oysa çocuklarda beslenme seçiciliği çoğu zaman bu kadar basit değildir. Bazen çocuk yemeği reddetmez; yemeğin dokusuna dayanamaz. Bazen sebzeden kaçmaz; kokusu sinir sisteminde alarm yakar. Bazen pütürlü gıdaya karşı inat etmez; dili, çenesi ve yanakları o lokmayı güvenle organize edemez. Bazen sofradan kaçmaz; sofra onun için çok fazla ses, koku, beklenti, baskı ve başarısızlık ihtimali taşır.

Çünkü yemek yemek, yalnızca mideyle ilgili değildir. Yemek; dudakların kapanması, çenenin ritmik hareket etmesi, dilin lokmayı sağa sola taşıması, yanakların lokmayı içeride tutması, nefes alma ve yutmanın güvenli sıraya girmesi, gövdenin sandalyede dengede kalması, ellerin kaşığı organize etmesi, burnun kokuyu tolere etmesi, gözlerin yiyeceği kabul etmesi ve sinir sisteminin “bu güvenli” diyebilmesidir.

Yani bir çocuk her lokmada yalnızca besin almaz. Her lokmada bedenini, duyularını, güvenini ve ilişkisini kullanır.


Beslenme seçiciliği nedir?

Beslenme seçiciliği, çocuğun yiyecek çeşitliliğinin belirgin şekilde sınırlı olması, yeni yiyeceklere karşı yoğun direnç göstermesi, belirli tat, koku, renk, marka, kıvam ya da sunum özelliklerine sıkı şekilde bağlı kalmasıdır. Bazı çocuklar yalnızca belli renkleri kabul eder. Bazıları yumuşak gıdalardan kaçar. Bazıları pütürlü gıdayı tolere edemez. Bazıları sadece çıtır yiyecek ister. Bazıları meyveyi yer ama sebzeyi görmeye dayanamaz. Bazıları yoğurdu yer ama içinde küçük bir pütür varsa öğürür.

Burada önemli olan soru şudur: Bu çocuk gerçekten sadece yemek mi seçiyor, yoksa yemeğin içindeki duyusal, motor, tıbbi ya da ilişkisel yükü mü taşıyamıyor?

Çünkü seçicilik bazen gelişimin doğal bir dönemidir. Küçük çocuklar yeni yiyeceklere temkinli yaklaşabilir. Bazen aynı yiyeceği defalarca görmeden kabul etmeyebilir. Bu, gelişimin içinde görülebilen bir durumdur. Ama bazı çocuklarda tablo daha derindir. Kabul edilen yiyecek sayısı çok sınırlıdır. Yeni gıda denemeleri yoğun ağlama, öğürme, kusma, kaçma ya da krizle sonuçlanır. Çocuk büyüdükçe menüsü genişlemek yerine daralır. Aile sofraya oturmadan gerilir. Yemek, beslenme olmaktan çıkıp evin en yorucu meselesine dönüşür.

İşte o zaman artık “seçici çocuk” demek yetmez. O zaman çocuğun beslenme hikâyesini daha dikkatli dinlemek gerekir.


Duyusal sistem sofrada ne yapar?

Bazı çocuklar dünyayı daha yüksek sesle hisseder. Etiket rahatsız eder, saç kesimi zor gelir, çorap dikişi batıyor gibi olur, kalabalık ortamda çabuk dağılır, kokulara karşı hassastır, bazı dokulara dokunmak istemez. Aynı çocuk sofrada da benzer bir hassasiyet gösterebilir.

Bir yiyeceğin kokusu, rengi, ısısı, dokusu, sesi ve ağızda bıraktığı his çocuk için belirleyici olabilir. Muzun yumuşaklığı, yoğurdun kayganlığı, köftenin lifli yapısı, pilavın dağılması, çorbanın sıcaklığı, salatalığın çıtırtısı, portakalın kokusu… Bizim için sıradan olan bu detaylar bazı çocukların sinir sistemi için fazla güçlü bir uyarana dönüşebilir.

Bu çocuk “istemiyorum” dediğinde bazen aslında “buna dayanamıyorum” demek ister.

Duyusal hassasiyeti olan çocuklarda yemek seçiciliği özellikle kıvam ve doku üzerinden kendini gösterebilir. Çocuk pütürlü gıdaya geçişte zorlanabilir. Karışık kıvamları reddedebilir. Örneğin çorbayı içer ama içinde mercimek tanesi hissederse öğürür. Yoğurdu yer ama meyveli yoğurttaki küçük parçaları kabul etmez. Sadece kuru ve çıtır yiyeceklerle kendini güvende hissedebilir. Çünkü çıtır yiyecekler ağız içinde daha belirgin, daha tahmin edilebilir ve daha kontrollü bir duyusal geri bildirim verir.

Bu yüzden bazı çocuklar için mesele “sağlıklı yemek yemiyor” değildir. Mesele, sinir sisteminin bazı yiyecekleri güvenli kategoriye alamamasıdır.

Oral-motor beceriler: Ağız yalnızca tat alan bir yer değildir

Bazı çocuklarda seçiciliğin altında oral-motor beceri güçlükleri bulunabilir. Yani çocuk yemeği istemediği için değil, o yiyeceği ağız içinde yönetemediği için reddedebilir.

Çiğneme, düşündüğümüzden daha karmaşık bir beceridir. Dil lokmayı sağa ve sola taşır. Çene uygun ritimde açılıp kapanır. Yanaklar yiyeceği dişlerin üzerinde tutar. Dudaklar kapanır. Çocuk lokmayı öğütür, toplar ve güvenli şekilde yutar. Bu koordinasyon yeterince olgunlaşmadığında çocuk bazı kıvamları tehlikeli, yorucu ya da kontrol edilemez hissedebilir.


Bu çocuklar pütürlü gıdaları ağızda tutabilir, çiğnemeden yutmaya çalışabilir, lokmayı yanakta biriktirebilir, sık öğürebilir, çok uzun sürede yemek yiyebilir, sert gıdalardan kaçabilir ya da sadece kolay eriyen yiyecekleri tercih edebilir. Bazen aile bunu “sevmiyor” diye yorumlar. Oysa çocuk için bazı yiyecekler gerçekten zor bir motor görevdir.

Nasıl ki gövde kontrolü zayıf olan bir çocuk merdivende zorlanıyorsa, oral-motor organizasyonu zayıf olan bir çocuk da pütürlü gıdada zorlanabilir. Yemek yemek de bir motor beceridir. Üstelik bu beceri nefes alma, yutma ve güvenlikle birlikte çalıştığı için çocuğun bedeninde çok ciddi bir alarm sistemiyle korunur.

Bu nedenle bir çocuk sürekli öğürüyor, boğulur gibi oluyor, öksürüyor, yutmakta zorlanıyor, sesi yemek sırasında ıslak ya da hırıltılı geliyorsa bu durum yalnızca seçicilik gibi görülmemelidir. Bu tablo mutlaka uzman değerlendirmesi gerektirir.

Beslenme seçiciliği her zaman davranış değildir

Ailelerin en çok yıprandığı yer burasıdır. Çünkü çevre genellikle çocuğun yememesini ebeveynin sınır koyamamasıyla açıklar. “Aç bıraksan yer.” “Alternatif sunma.” “Zorla yedir.” “Masadan kaldırma.” Bu cümleler bazen çocuğun yaşadığı gerçek zorluğu görmeden söylenir.

Elbette beslenme davranışında aile tutumu önemlidir. Sürekli ödül, tehdit, ekran, pazarlık, baskı ya da zorla yedirme yemekle ilişkiyi bozabilir. Ama her seçicilik davranışsal kökenli değildir. Bazen davranış dediğimiz şey, çocuğun kendini koruma biçimidir.

Bir çocuk daha önce boğulur gibi olduysa, reflü yaşadıysa, sık kusuyorsa, kabızlık nedeniyle karın ağrısı çekiyorsa, alerji ya da gastrointestinal rahatsızlıkları varsa yemek onun için keyif değil, tehdit anlamına gelebilir. Ağrı, bulantı, tıkanma hissi, öğürme ve kusma çocukta yiyeceğe karşı güçlü bir kaçınma yaratabilir. Böyle bir çocuk sofraya yalnızca açlıkla değil, geçmiş deneyimin gölgesiyle oturur.

Bu yüzden beslenme seçiciliğinde tıbbi alan mutlaka dışlanmalıdır. Büyüme eğrisi, kilo alımı, besin çeşitliliği, demir ve vitamin eksiklikleri, kabızlık, reflü, alerji, sık kusma, yutma güvenliği ve genel gelişim öyküsü değerlendirilmeden “inat ediyor” demek klinik olarak eksik bir yaklaşımdır.


Çocuk ergoterapisti bu tabloda neye bakar?

Çocuk ergoterapisti için beslenme yalnızca çocuğun kaç kaşık yediği değildir. Çocuğun yemek eylemine nasıl katıldığıdır. Masaya nasıl geliyor? Sandalyede nasıl oturuyor? Ayakları destekli mi? Gövdesi dengede mi? Kaşığı nasıl tutuyor? Yiyeceğe bakabiliyor mu? Kokusuna tahammül edebiliyor mu? Dokunabiliyor mu? Ağzına götürmeden önce keşfedebiliyor mu? Yeni gıdaya karşı bedeni nasıl tepki veriyor? Öğürme duyusal mı, oral-motor mu, kaygısal mı, yoksa güvenlik açısından daha ciddi bir durum mu?

Ergoterapi perspektifinde yemek, günlük yaşam aktivitesidir. Çocuğun bağımsızlığı, duyusal toleransı, motor planlaması, postüral kontrolü, aileyle etkileşimi ve sofraya katılımı birlikte ele alınır. Bazı çocuklar yeni yiyeceği önce gözleriyle tolere eder, sonra kokusuna yaklaşır, sonra dokunur, sonra dudaklarına değdirir, sonra küçük bir parçayı ağzına alır. Bu basamaklar dışarıdan yavaş görünür; fakat sinir sistemi için güven inşa eden çok kıymetli adımlardır.

Çünkü çocuğa bir yiyeceği sevdirmek bazen onu tabağa koymakla başlamaz. Bazen o yiyeceğin masada güvenle durmasına izin vermekle başlar.


 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
logo.png

Teşekkürler

Cevizli Mah. Zuhal Cad. Ritim İstanbul A5 Blok No: 46 E İç Kapı No: 14 34846 Maltepe/ İstanbul

  • LinkedIn
  • Facebook
  • Twitte
  • Pinteres
  • Instagram
Unknown.png
log-01.png
PlayAttentionLogo.png
DIR-Floortime-4.png

© 2023 by Spirit of Ergotherapy

logo-yeni-2.png
ErgLogoPNG.png.webp
0.png
p1ckhu8sr9mpnuqj18jathjn434.png
Ergoterapi
bottom of page