top of page

Çocuğum neden hâlâ yürümüyor?

Bu soru çoğu zaman evin içinde sessizce başlar. Önce kimse yüksek sesle söylemez. Bir akraba “daha zamanı vardır” der, bir komşu “babası da geç yürümüştü” diye teselli eder, anne içinden gün sayar, baba çocuğun ayağa her kalkışında nefesini tutar. Sonra bir gün aynı soru daha sert bir yerden gelir: “Benim çocuğum neden hâlâ yürümüyor?”


Çocuk ve endişeli ebeveynler

Bu soru çoğu zaman evin içinde sessizce başlar. Önce kimse yüksek sesle söylemez. Bir akraba “daha zamanı vardır” der, bir komşu “babası da geç yürümüştü” diye teselli eder, anne içinden gün sayar, baba çocuğun ayağa her kalkışında nefesini tutar. Sonra bir gün aynı soru daha sert bir yerden gelir: “Benim çocuğum neden hâlâ yürümüyor?”

Bu soru yalnızca ayaklarla ilgili değildir. Yürümek, çocuğun yere basmasından çok daha fazlasıdır. Yürümek; beynin, kasların, eklemlerin, denge sisteminin, görsel algının, beden farkındalığının ve güven duygusunun aynı anda sahneye çıkmasıdır. Bir çocuğun ilk adımı aslında yalnızca bacağın ileri gitmesi değil, bütün sinir sisteminin “ben bu dünyada dengede kalabilirim” demesidir.


Bu yüzden geç yürüme meselesini yalnızca “tembellik”, “korkaklık”, “naz”, “kucak alışkanlığı” ya da “erkek çocuk geç yürür” gibi cümlelerle açıklamak çoğu zaman çocuğun bedeninin anlattığı hikâyeyi kaçırmak demektir. Çocuk yürümüyorsa bazen gerçekten sadece kendi zamanını bekliyordur. Ama bazen de bedeninin bir yerinde çözülmeyi bekleyen bir düğüm vardır.

Bazı çocuklar başını biraz geç kontrol eder. Bazıları otururken gövdesini uzun süre dik tutamaz. Bazıları emeklemeyi atlar ya da emeklerken bedeninin iki tarafını eşit kullanmaz. Bazıları ayağa kalkar ama bırakınca hemen çöker. Bazıları mobilyalara tutunarak gezer ama boşlukta adım atmaya cesaret edemez. Bazıları yürür gibi yapar ama parmak ucuna yükselir. Bazıları düşerken kendini koruyamaz. Bazıları ise hareket etmek ister ama bedeni sanki ona yeterince güven vermez.

İşte burada terapistlerin baktığı yer çok kıymetlidir. Terapist çocuğun yalnızca yürüyüp yürümediğine bakmaz; nasıl hareket ettiğine bakar. Kas tonusu nasıl? Gövde kontrolü yeterli mi? Kalça, diz, ayak bileği hizalanması nasıl? Çocuk yerden ayağa nasıl kalkıyor? Bir taraftan diğer tarafa geçişleri simetrik mi? Denge reaksiyonları gelişmiş mi? Düşerken ellerini koruyucu şekilde uzatabiliyor mu? Ayakta dururken dizlerini kilitliyor mu, parmak ucuna mı çıkıyor, taban temasından kaçıyor mu? Hareket kalitesi bize çoğu zaman hareketin kendisinden daha çok şey anlatır.

Çünkü yürümek bir sonuçtur; ondan önce gelen birçok küçük hazırlığın toplamıdır. Baş kontrolü, dönme, yüzüstü pozisyonda kollarla destek alma, oturma, emekleme, diz üstü durma, yarım diz çökme, tutunarak ayağa kalkma, yan yan sıralama… Bunların hepsi çocuğun sinir sistemine birer cümle öğretir. Çocuk her pozisyonda yerçekimiyle pazarlık eder. Her düşüşte beden haritasını günceller. Her ağırlık aktarımında sağını solunu tanır. Her tekrar, beyne “bunu yapabilirim” diye küçük bir iz bırakır.

Çocuk ergoterapistleri ise bu hikâyenin günlük yaşam tarafına bakar. Çünkü çocuk yalnızca klinikte yürüsün diye değil, evin içinde, parkta, merdivende, oyun alanında, akranlarının arasında, masaya giderken, oyuncağına uzanırken, dünyaya katılırken yürüsün diye desteklenir. Ergoterapist çocuğun duyusal işlemlemesini, beden farkındalığını, hareketten aldığı güveni, dengeye verdiği cevabı, motor planlamasını, görsel-motor organizasyonunu ve aktiviteye katılımını değerlendirir.

Bazı çocukların problemi kas gücü kadar duyusal güvenle de ilgilidir. Zemin değişince donakalır. Halıdan parkeye geçmek istemez. Çimde basmak istemez. Ayakkabı giyince yürüyüşü değişir. Kucağa alınmak ister çünkü yer onun için yeterince güvenli değildir. Salıncaktan hoşlanmaz ya da tam tersi sürekli hareket arar. Düşmekten korkar, boşlukta adım atmak istemez. Böyle durumlarda mesele sadece “kasları güçlendirelim” değildir; çocuğun sinir sistemine bedenini daha iyi hissettirmek, zemini daha güvenli algılatmak ve hareketi daha organize hâle getirmek gerekir.

Geç yürüme bazen düşük kas tonusu ile ilişkili olabilir. Böyle çocuklar yumuşak görünür, otururken yayılır, ayakta uzun süre durmakta zorlanır, sık sık destek arar. Bazen hareket planlama güçlüğü ön plandadır; çocuk ne yapmak istediğini bilir ama bedeni o hareketi sıralamakta zorlanır. Bazen denge sistemi yeterince olgunlaşmamıştır; çocuk ayağa kalkar ama boşlukta adım atmak sinir sistemi için fazla büyük bir risktir. Bazen prematürite, nörolojik riskler, ortopedik problemler, görsel sorunlar, genetik ya da metabolik durumlar tabloya eşlik edebilir. Bazen de çocuk yeterince serbest hareket fırsatı bulamamıştır; sürekli ana kucağı, yürüteç, ekran, kucak ve sınırlı zemin deneyimi içinde beden kendi repertuvarını geliştirememiştir.

Burada önemli olan aileyi korkutmak değildir. Ama aileyi “bekle, geçer” cümlesiyle yalnız bırakmak da doğru değildir. Çünkü gelişim bazen gerçekten kendiliğinden akar; bazen de doğru yerden desteklenmediğinde aynı noktada dönüp durur. Erken değerlendirme bir etiket değildir. Erken değerlendirme, çocuğun bedenini dinlemektir.

Bir çocuğun yürümemesini değerlendirirken yalnızca yaşına bakmayız. Çocuğun nasıl oturduğuna, nasıl döndüğüne, nasıl emeklediğine, iki tarafını eşit kullanıp kullanmadığına, ayağa kalkarken hangi stratejiyi seçtiğine, düşerken kendini koruyup korumadığına, ayak tabanını yere nasıl yerleştirdiğine, hareket ederken yüz ifadesinin ne söylediğine bakarız. Çünkü çocuk bedeniyle konuşur. Bazen “hazırım ama cesaretim yok” der. Bazen “gücüm yetmiyor” der. Bazen “denge beni korkutuyor” der. Bazen “bedenimin nerede olduğunu tam hissedemiyorum” der. Bazen de “bana doğru deneyimi ver, ben geleceğim” der.

Ailelerin en çok karıştırdığı noktalardan biri şudur: Desteklemek ile zorlamak aynı şey değildir. Çocuğu sürekli elinden çekerek yürütmek, koltuk altından kaldırıp adım attırmak, ağladığı hâlde ayakta tutmaya çalışmak, kıyaslamak, alkışla baskı kurmak ya da “hadi artık” demek çocuğun sinir sistemine güven vermeyebilir. Çocuğun ihtiyacı bazen daha çok zorlanmak değil, daha doğru hazırlanmış bir bedensel deneyimdir.

Bazen yerde daha fazla oyun gerekir. Bazen yüzüstü pozisyonu yeniden güçlendirmek gerekir. Bazen gövdeyi toparlayan oyunlar gerekir. Bazen dengeyi küçük küçük davet etmek gerekir. Bazen ayak tabanına güvenli duyusal deneyimler gerekir. Bazen çocuğun iki tarafını birlikte kullanacağı aktiviteler gerekir. Bazen çevre düzenlenir, bazen aileye taşıma ve oyun pozisyonları öğretilir, bazen fizyoterapi ve ergoterapi birlikte ilerler. Çünkü çocuk gelişimi tek bir mesleğin değil, çocuğun ihtiyacına göre kurulan doğru ekibin işidir.

Eğer çocuk 18 aya geldiği hâlde bağımsız yürümüyorsa, 8 ay civarında hâlâ oturamıyorsa, bir yaşından önce belirgin şekilde tek elini tercih ediyorsa, bir tarafını daha az kullanıyorsa, sürekli parmak ucunda yürüyorsa, kaslarında belirgin sertlik ya da belirgin gevşeklik varsa, sık düşüyor ve düşerken kendini koruyamıyorsa, daha önce yaptığı bir beceriyi kaybettiyse ya da aile “bir şey yolunda gitmiyor” hissini içinden atamıyorsa bu durum mutlaka değerlendirilmelidir.

Çünkü bazen bir çocuğun ilk adımı, yalnızca onun yürümeye başlaması değildir. Bazen o ilk adım, ailenin de belirsizlikten bilgiye, kaygıdan doğru desteğe, beklemekten anlamaya doğru attığı adımdır.

 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
logo.png

Teşekkürler

Cevizli Mah. Zuhal Cad. Ritim İstanbul A5 Blok No: 46 E İç Kapı No: 14 34846 Maltepe/ İstanbul

  • LinkedIn
  • Facebook
  • Twitte
  • Pinteres
  • Instagram
Unknown.png
log-01.png
PlayAttentionLogo.png
DIR-Floortime-4.png

© 2023 by Spirit of Ergotherapy

logo-yeni-2.png
ErgLogoPNG.png.webp
0.png
p1ckhu8sr9mpnuqj18jathjn434.png
Ergoterapi
bottom of page